07 09 2013

Hiçbir Şey

''Hâsılı iddiacısı olunan bende söze gelecek bir şey yok! Nasıl olsun ki bir kere ortada ''ben'' yok! Bir ''ben'' olsaydı, hiç değilse bir şey olurdu! Oysa iddiacısı olunan ''ben'' bir şey bile değil, ''hiçbir şey...'' Devamı

18 09 2012

Asr Suresi (Kelime Manalı)

  وَالْعَصْرِ Vel asr(asri). 1. ve: andolsun, yemin olsun 2. el asrı: asr, zaman Asr'a yemin olsun ki,   إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ İnnel insâne le fî husr(husrin). 1. inne: muhakkak 2. el insâne: insan 3. le: gerçekten, mutlaka 4. fî: içinde, de 5. husrin: hüsran   İnsan mutlaka ziyandadır. إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr(sabrı). 1. illâ: hariç 2. ellezîne: onlar, olanlar 3. âmenû: âmenû oldular 4. ve amilû es sâlihâti: ve salih amel işlediler, nefs tezkiyesi yaptılar 5. ve tevâsav: ve tavsiye ettiler 6. bi el hakkı: hakkı 7. ve tevâsav: ve tavsiye ettiler 8. bi es sabrı: sabrı Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır... Devamı

31 01 2012

Allah a Ve Resulüllaha İmanı Olan Herkesi Sevmek

Muhyiddin–i Arabî Hazretlerinin meşhur misali fevkalade çarpıcı geliyor bana. İsterseniz birlikte bir göz atalım olaya: Hazret–i Muhyiddinin bir hocası vardır. Kendisine çok şeyler öğretmiş, derin minnettarlık duymaya başlamıştır. Ne var ki Ebu Medyen adındaki bu muhterem insanın mizacı sert, sözleri acıtıcıdır. Vaazlarında hep sert konuşur, doğruları yumuşatmadan anlatır. Bu yüzden onu sevmeyen cemaat söz konusudur. Muhyiddin de hocasını sevmeyen bu insanları sevmez. Hatta birlikte saf tuttukları bu insanlara gönlünden de buğzetmekten geri kalmaz. İşte bu sıralarda bir gece rüyasında Efendimiz (sav) Hazretlerini gören Muhyiddine Efendimiz (sav)den şöyle bir soru gelir: – Muhyiddin, birlikte safta namaz kıldığınız o kimseleri niçin sevmiyor, buğzediyorsun? Der ki: – Onlar benim hocamı sevmiyorlar da onun için. Arkasından şu soruyu yöneltir Efendimiz (sav): – Peki, der, onlar Allah’ı, Resulullâh’ı seviyorlar mı? – Elbette diye karşılık verir. Allah’ı sevmeseler farzları kılmazlardı, Resulullâh’ı sevmeseler sünnetleri eda etmezlerdi. Halbuki bunların hepsini de yerine getiriyorlar. Demek ki Allah’ı, Resulullâh’ı seviyorlar. Bu defa Efendimiz (sav)den kitaplık çapta şu soru gelir: – Muhyiddin der, senin buğzettiğin bu insanları, Allah’ı, Resulullâh’ı sevdikleri için sevsen olmaz mı da, hocanı sevmedikleri için sevmemeyi esas alıyor, olumsuzluğu tercih ediyorsun? Efendimiz, sorusuna şunu da ekler: – Allah’ı, Resulullâh’ı sevmeleri basit mi geliyor yoksa? Bu olaydan sonra Hazreti Muhyiddinde ölçüler yumuşar. Allaha ve Resulüllaha imanı olan herkesi sevmeyi tercih eder, olumsuzluklarını öne alıp da o taraflarından dolayı soğuk bakmayı s&uum... Devamı

09 01 2012

Kara Günler Gelir Geçer ...

Karlar Yağar Beyaz Olur Kış Biter Bahar Yaz Olur Dar Günün Ömrü Az Olur Üzülme Yavrum  Üzülme Üzülme Gönlüm  Üzülme   Devamı

03 12 2011

Tasavvufi Hayat Nasıl Başladı 1

Muhteremler! Herşeyi yoktan vareden Cenab-ı Hak'tır. Evliya, ahlakıyla, kemalatıyla peygamberin ahlakına varis olduğu için, Allahu Teâla'ya dua etseler duaları kabul edilir. Bu yüzden biz, kendimizi ıslah etmedikçe evliya bize bir şey yapamaz. Yüzümüzü Hakk'a döndürmedikce musibetler üzerimizden gitmez. işte evliya, takatimiz yetmediği hallerde bizim elimizden tutar, yol gösterir, şifa bahçelerinde gezdirir, arifler meclisinde gönüller coşturur, şifalarla buluşturur. Mevlana Celaleddin-i Rûmî Hazretleri anlatıyor: "Akıllı bir zat ata binmiş gidiyordu. Yol üzerinde uyumakta olan bir adam gördü. Bu adamın ağzına doğru küçük bir yılanın girmek üzere olduğunu gördü. Yılanı ürkütüp kaçırayım diye atını sürdü. Ama yetişemedi ve yılan adamın ağzından içeriye girdi.  Atlı, yapılacak tek işin adama hiçbir şey söylemeden yılanı çıkarmak olduğunu düşündü. Hemen atını ileriye sürdü. Uyumakta olan adama kamçısıyla öyle bir vurdu ki, adamcağız uyanır uyanmaz ne olduğunu anlayamadan kaçmağa başladı. Elma ağacının altına doğru koşmaya başladı. Atlı ha bire vuruyordu. Ağacın altında dökülmüş taze ve çürük elmalar vardı. Atlı bu adama: - Çürük elmalardan ye, dedi. Adam korkuya kapılmış, dehşete düşmüştü. O kadar çok çürük elma yedi ki, çıkaracak gibi oldu. Bu arada söylenmeye başladı: - Emirim! Ben sana ne yaptım ki bana kahredersin? Şurada ne güzel uyuyordum, şiddetli kırbaçları ve çürük elmaları yemem bana reva mı?!.. Benim sana bir düşmanlığım varsa öldür kurtulayım, bu kadar zulüm olmaz ki... Daha sözlerini bitirmemişti ki, kamçı şiddetle in... Devamı

03 12 2011

Fil Sûresi

Fil Sûresi |  görsel 1

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ FÎL Suresi اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْفيلِ (1) e lem tera keyfe feale rabbüke bi ashabil fil Görmedin mi? Nasıl yaptı Rabbin fil sahiplerine 1.    e lem tere    : görmedin mi 2.    keyfe    : nasıl (neler) 3.    feale    : yaptı 4.    rabbu-ke    : senin Rabbin 5.    bi ashâbi    : sahiplerine 6.    el fîli    : fil أَلَمْ تَرَىgörmedin miكَيْفَ neفَعَلَ yaptıرَبُّكَ Rabbin اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فى تَضْليلٍ (2) e lem yec’al keydehüm fi tadlil çıkarmadı mı? hilelerini boşa 1.    e lem yec’al    : ve kılmadı mı, yapmadı mı 2.    keyde-hum    : onların tuzağı, hilesi 3.    fî tadlîlin    : zayi etme, boşa çıkarma أَلَمْ يَجْعَلْçıkarmadı mıكَيْدَهُمْdüzenleriniفِي تَضْلِيلٍboşa وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا اَبَابيلَ (3) ve ersele aleyhim tayran ebabil Onların üzerlerine gönderdi ebabil kuşlarını 1.    ve ersele    : ve gönderdi 2.    aleyhim    : onların üzerine 3.    tayren    : kuş, uçan 4.    ebâbîle    : ebabil وَأَرْسَلَve gönderdi عَلَيْهِمْ üzerlerine طَيْرًا kuşlar أَبَابِيلَ sürü تَرْميهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجّيلٍ (4) termihim bi hicaratin min siccil Onlar taşlardan atıyorlardı siccilden 1.    termî-him    : onların üzerine atıyorlar 2.    bi hicâretin    : taşları 3.  ... Devamı

03 12 2011

İNŞİRAH

İNŞİRAH |  görsel 1

  Bismillahirrahmanirrahim Elem neşrah leke sadrek; ve vâda’na anke vizrekelleziy enkada zahrek; ve refâ’na leke zikrek. Feinne meâl usri yüsren inne meâl usri yüsra. Feizâ ferağte fensab ve ilâ rabbike fergab!.. Anlamı: Biz senin göğsünü açmadık (basiretini genişletmedik) mi?.. Belini büken yükü üzerinden almadık mı?.. Nâmını yükseltmedik mi?.. Kesinlikle her güçlükle beraber bir kolaylık vardır!.. Hiç şüphesiz her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Öyle ise, işlerinden kurtulunca diğerine başla; Rabbine yaklaş. بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ ١ اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ (1) elem neşrah leke sadrek Genişletmedik mi? senin sadrını 1.    e    : mi 2.    lem neşrah    : biz açıp genişletmedik 3.    leke    : sana, senin için 4.    sadre-ke    : senin göğsün, göğsün ٢ وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ (2) ve vada’na’ anke vizreke Kaldır(ma)dık(mı?) senden yükünü 1.    ve    : ve 2.    vadagnâ    : biz indirdik (kaldırdık) 3.    anke    : senden 4.    vizre-ke    : senin yükün ٣ اَلَّذى اَنْقَضَ ظَهْرَكَ (3) elleziy enkada zahreke O ki bükmüştü senin belini 1.    ellezî    : o ki, ki o 2.    enkada    : büktü, bükmüştü 3.    zahre-ke    : senin sırtın ٤ وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ (4) ve refa’na leke zikreke Yükseltmişti senin şanını 1.   &n... Devamı

03 12 2011

Esmaul Hüsna

Esmaul Hüsna |  görsel 1

Peygamberimiz (sav) bir hadislerinde: "Allahu Teâlâ'nın doksan dokuz ismi vardır O isimleri kim ezberlerse (sayar, manasını anlar ve şuûruna ererse) cennete gider şüphesiz, Allah tektir ve tek olmayı sever" (Buhârî, Daavât, 68) 1- ALLAH ( c.c ) Kainatı yaratan ve idare eden bütün övgü ve ibadetlere layık varlığı zorunlu olan kendinden başka hiçbir ilahı bulunmayan tek bir Allah’tır. 2- Er-RAHMAN ( c.c ) Esirgeyen bağışlayan ilahi rahmet lütuf ve koruyuculuğu bütün mahlukatı kapsayandır. 3- Er RAHİM ( c.c ) Esirgeyen bağışlayan dünyada kendisine inanıp emirlerine uygun bir şekilde yaşayanları ahirette ebedi nimetlerle mükafatlandıracak olandır. 4- El MELİK ( c.c ) Görünen ve görünmeyen bütün mülkün sahibi mülk ve saltanatı devamlı olandır. 5- El KUDDÜS ( c.c ) Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh bütün kemal sıfatlarla muttasıf bulunandır. 6- Es SELAM ( c.c ) Her çeşit afet ve kederlerden emin olan, esenlik verendir. 7- El MÜ’MİN ( c.c ) Kullarına emniyet veren. Kendisinin ve peygamberlerinin doğruluğunu ortaya koyandır. Kullarına yaptığı va’dinde sadık olandır. 8- El MÜHEYMİN ( c.c ) Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden evrenin bütün işlerini düzenleyen her şeyi gözetip koruyan insanları kontrol edip gözetleyendir. 9- El AZİZ ( c.c ) İzzet sahibi mağlup edilmesi imkansız olan her şeye galip olandır. 10- El CEBBAR ( c.c ) Azamet ve kudret sahibi istediğini mutlaka yapan kırık kalpleri onaran dilediği her durumda mutlak iradesini yürütendir 11- El MÜTEKEBBİR ( c.c ) Ululuk sahibi her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösterendir. 12- El HALIK ( c.c ) Her şeyin varlığını ve geçireceği halleri takdir eden. Y... Devamı

23 11 2011

Fatiha süresi (Kırık Meal)

(Mekke’de inmiştir, 7 ayettir.) عُوذُ Sığınırım بِاللَّهِAllah’a مِنْ الشَّيْطَانِ Şeytandan الرَّجِيمِ Kovulmuş بِسْمِ Adıyla اللَّهِAllah’ın الرَّحْمَن ِRahman الرَّحِيم Rahim(1) الْحَمْدُHamd لِلَّهِAllah içindir رَبِّRabbi الْعَالَمِينَ Alemlerin( 2) الرَّحْمَنِRahman’dır الرَّحِيمِ Rahim’dir (3) مَالِكِ Malikidir vيَوْمِ Gününün vالدِّين Din (4) إِيَّاك Yalnız sana نَعْبُدُ İbadet eder وَإِيَّاكَVe yalnız senden نَسْتَعِينُ Yardım dileriz (5) اهْدِنَا Bizi ilet الصِّرَاطَ Yola الْمُسْتَقِيمَ Doğru (6) صِرَاطَ Yoluna الَّذِينَ أَنْعَمْتَNimet verdiklerinin عَلَيْهِم Kendilerine غَيْرِ Değil الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ Gazaba uğrayanların وَلَاالضَّالِّينَ Ve sapanlarınkine (7) 1) Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla… 2) Hamd, alemlerin Rabbi Allah içindir. 3) Rahman’dır, Rahim’dir. 4) Din gününün malikidir. 5) Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım di-leriz! 6) Bizi doğru yola ilet! 7) Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna; gazaba uğra-yanların ve sapanlarınkine değil… Devamı

23 11 2011

Habib-i Neccar Ve Imanlı Direniş

Bir şehir… Rivayetlere göre Antakya… Allah’ın elçileri ile şehrin ileri gelen inkarcıları arasındaki münakaşa ve mücadele almış başını gidiyor. Allah’ın elçisi peygamberlerin, şahsi çıkarlar için istedikleri bir şey yok. Bilakis muhataplarının iyiliğini istiyor, onları mutluluk ve saadet yoluna çağırıyorlardı. Allah’ın elçilerinin karşısında ise gözleri dönmüş, akl-ı selim ile hareket kabiliyetlerini kaybetmiş, fayda ve zararlarına olan şeyi ayırt edemeyen, iyilik, diyaloğ ve münasebet adabını bilmeyen kaba-saba insan topluluğu… Hakk ile batıl arasındaki bu mücadelenin bir kesiti ilahi kelama şöyle konu oluyordu: “Hani biz onlara iki (elçi) göndermiştik, fakat onlar ikisini yalanlamışlardı. Biz de (iki elçiyi ) bir üçüncüyle güçlendirdik; böylece dediler ki: “Şüphesiz biz, size, gönderilmiş elçileriz.” Dediler ki: “Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz, Rahman (olan Allah) da herhangi bir şey indirmiş değildir. Siz yalnızca yalan söylemektesiniz.” Dediler ki: “Rabbimiz gerçekten sizin için gönderilmiş elçiler olduğumuzu bilmektedir.” “Bizim üzerimizde de (sorumluluk olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur.” Onlar dediler ki “Herhalde biz sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize ) bir son vermeyecek olursanız, andolsun sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acıklı bir azab dokunacaktır.” Dediler ki “Uğursuzluğunuz, sizinle birliktedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz.”[1] İşte tam bu sırada elçilerin davetine gönlünü açmış, iman hakikatlerini en ü... Devamı

12 11 2011

Bu Çeşmeden Müslümanlar Su İçmez

Bu Çeşmeden Müslümanlar Su İçmez |  görsel 1

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap ...Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!..” Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye… Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama. Adam: - “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…”dedikçe kadı kızmış: - “Ne delili, ne ispatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzurunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş. Demiş ama, bir yandan da merak edermiş: - “Nedir gerekçen?..” diye sormuş. Adam: - “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş… Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış: - “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın,hem de her kula helâl,Müslüman’a haram yazarsın?..” Adam, başı önünde konuşur: - “Delilim vardır, lâkin ispat ister.” - “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..” - “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…” - “Eeee?!..”- “Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tut... Devamı

05 11 2011

Toplumlar ve Kurbağalar

_Zamanın birinde, bir gurup bilim adamı bir deney için bir araya gelmiş.. “miş”diyorum, çünkü olayın doğruluğu kesin değil..ben,bu hikayeyi anlatanın yalancısıyım. Deneyin amacı hakkında da bilgim yok..yani ne akla hizmet için bu deneyi yaptıklarını bilemiyoruz. Bu; kimine göre enteresan, kimine göre boş uğraş,kimine göre de psikopatlık sayılacak olan deney şöyle gerçekleşmiş.. Bilim adamları derince bir kazanın içini su doldurup ateşin üzerine yerleştirmişler. Su ısınmaya başlamış..normal bir elin dayanamayacağı sıcaklığa ulaşınca, canlı bir kurbağayı suyun içine atmışlar..Kurbağacık suyun sıcaklığını ayak uçlarıyla hisseder hissetmez öyle bir zıplamış ki,kaşla göz arasında karşı duvara fırlamış.. Bilim adamları bunu not almışlar,ve suyun sıcaklığını arttırmışlar.. Bu kez su o kadar ısınmış ki;fokur fokur kaynamaya başlamış.. Kurbağayı olduğu yerden alıp,kaynamakta olan suyun içine atmışlar.. Kurbağacık kaynayan suyun buharından irkilmiş,ve henüz suyun sıcaklığı parmaklarına değmeden zıplamak ve kurtulmak için bir hamle yapmış.. Fakat zıplamak için ayağını geriye doğru gerdiğinden dolayı parmağının ucu yanmış.. Öyle bir canı acımış ki;o acıyla bir fırlamış ve kendini tavanda asılı bulmuş.. Bilim adamları bu olanları da not almışlar,ve yeni bir hamle için hazırlık yapmışlar.. Deneyin devamı şöyle gerçekleşmiş; Kaynayan sıcak suyu dökmüşler ve yerine soğuk su doldurmuşlar.. Kurbağayı tavandan alıp,soğuk suyun içine atmışlar.. Kurbağa soğuk sudan pek bir memnun olmuş..artık ayağının yanıkları geçmiş..ve acı duymuyormuş.. Halinden oldukça memnun bir vaziyette suyun içinde yüzmeye başlamış..bu arada bilim adamları suyun altındaki ateşi çok kısık bir şek... Devamı