31 08 2008

Manevi Yenilenme Fırsatımız:RAMAZAN

MANEVİ YENİLENME FIRSATIMIZ
   
   Muhammed   Saki Erol
   
   Yeni bir ramazan ayına daha erişmiş bulunuyoruz.
   Rahmet ve oruç ayı ramazan, kardeşlik ve sevgi bağlarının güçlendiği, ruhlarımızın güzel telkinlere ve uyarıcı öğütlere açık olduğu, manevi duygularımızın yeni bir canlılık kazandığı, birlik ve beraberliğimizin daha da güçlendiği bir aydır.
   Bugün dünyada esen bunalım rüzgarları bu mübarek ayın anlamını daha da artırmakta. Böyle bir zamanda müminleri din konusunda aydınlatma sorumluluğunu taşıyan herkesin, çağın yaşadığı bu bunalımı göz önünde bulundurarak sevgi, hoşgörü ve dayanışma duygularının gelişmesi, toplumda birlik ve beraberliğin kurulması için ellerinden gelen gayreti göstereceklerini ümit ediyorum.
   Biz müslümanlar, bu bağışlanma ayında İslâm’ı özümsemek ve yaşamak için daha bir titizlik göstermeli ve çevremizle ilişkilerimizde daha uyumlu ve hassas davranmalıyız. Çünkü oruç, her türlü kötü istek ve arzuların önünde mümini koruyan bir kalkan gibidir. Oruçlu mümin açlığın ne demek olduğunu kavrayarak, sabır ve yardımlaşmayı kendi nefsine uygulayarak öğrenir. Haram ve taşkınlıklardan uzak durarak, içinde yaşadığı bulunduğu toplumun huzuru yolunda en azından bir kerpiç parçası olmaya çalışır.
   Büyüklerimizin buyurduğu gibi, bir yerin şerefi orada bulunanın şerefi ölçüsündedir. Bir çağın, bir zamanın ve bir mekânın değeri, içerisindekilerin değeri ölçüsündedir. İdrak ettiğimiz bu rahmet ayının diğer aylardan üstün oluşunun sebeplerinden biri, o ayda insanlık için çok ulvi bir hadisenin gerçekleşmiş olmasıdır. Cenab-ı Mevlâ, eşsiz kelâmı Kur’an-ı Kerim’i mekânların en mukaddesi Mekke-i Mükerreme’de, Kainatın Efendisi, insanların en hayırlısı Hz. Muhammed   A.S. Efendimize, zamanların en kıymetlisi ramazanda indirmiştir.
   Bu eşsiz hadiseyi Kur’ân-ı Kerim şöyle ifade eder:
   “O ramazan ayı ki, insanoğluna bir rehber, bu rehberliğin apaçık bir delili ve doğruyu yanlıştan ayırt edici bir ölçü olarak Kur’an ilk defa bu ayda indirildi.” (Bakara/185)
   Ramazan ayını özel kılan diğer bir farklılık da bu ay için farz kılınan oruç ibadetidir. Oruç ibadetini üstün kılan özelliklerin başında, gösterişten uzak ve yalnız Allah(cc) rızası için yapılabilecek bir ibadet olması gelir. Çünkü namaz gizlenemez, görülür. Hacca giden bilinir. Zekât veren de saklanamaz, duyulur. Oysa oruç, görülmekten, duyulmaktan, bilinmekten uzaktır. Yani sadece Allah(cc) içindir. Mükafatının da bizzat Rabbimiz tarafından verileceğini Habib-i Edib A.S. Efendimiz müjdeliyor. (Buharî, Ahmed)
   Bu mübarek ay için farz kılınan oruç, büyük ve kesin bir irade ile insanın Rabbine bağlanışını ifade eden bir ibadettir.
   Oruç, Cenab-ı Mevlâ’nın ihsan buyurduğu ahiret nimetlerini tercih edip, arzularını yenerek nefsinin baskılarına tahammül etme makamıdır. Sayısız engellerle döşenmiş, şehvet ve nefsani arzular tarafından kuşatılmış ve üzerinde yürüyenlere binlerce aldatıcı çağrıların yöneltildiği iman yolunun zorluklarına tahammül için, oruç son derece önemli bir eğitimdir.
   Allahu Tealâ, insanoğlunun ilâhi emirleri severek yerine getirebilmesi için Zat-ı Celâl’inin yardımına ihtiyacı olduğunu şüphesiz biliyor. Belki bu sebeple oruç emri şu tatlı seslenişle başlar: “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı...” Ve hikmeti açıklanır: “...ki böylece korunasınız.” (Bakara/183)
   İşte orucun esas gayesi burada açıklanmış oluyor: Günahlardan korunma, yani takva. Takva kalpleri uyanık bulundurur ve O’nun rızasına ulaştırır. Kalplerin bozularak günahlarla kirlenmesini engelleyen tek şey takvadır. Kur’an-ı Mübin’e muhatap olan ruhlar ise takvanın Allah(cc) katındaki yerini ve değerini çok iyi bilirler. “Ki böylece korunasınız.” ifadesi, bu büyük hedefin çok veciz bir izahıdır.
   Evet; bu mübarek ayın hem kişisel hayatımızda hem de toplum hayatında müstesna bir yeri vardır. Çünkü ramazan, gerek ferdin gerekse toplumun ahlâk ve davranışlar bakımından kendi kendini yıllık denetime tabi tutması ve geçen bir yılın hesabını vermesi için fırsat sağlar. Fakat şu unutulmamalıdır ki, böyle bir muhasebe ve kontrol şuuru ancak mübarek ramazan ayının havasını yaşamakla mümkündür. Bu rahmet havasını hissedip yaşamaksa, hazır oluşla orantılıdır.
   Sanırım şu hissiyat herkes için geçerlidir: Ramazanda Allah(cc)’ın yasakları daha bir yasak, sevaplar da daha sevaptır. Bu özelliği ile ramazan her yaştaki kişinin davranışlarını etkileyebilir,  değiştirip kötü alışkanlıklarından kurtarabilir. Elbette bir aylık bu rahmet rüzgarını gereği gibi karşılayabilirsek... Artık bütün müminler bu mübarek ayla ilgili vazifelerini en yüksek seviyede yerine getirmek için üzerlerine düşeni titizlikle yapmalıdır.
   Biliyoruz ki bu mübarek ay bir tek ibadetten ibaret değildir; adeta bir ibadetler demetidir. Ramazan bayramını, fıtr sadakasını, bu ayda verilmesi gelenekleşen zekâtı, teravih namazını ve ramazan sohbetlerini de bu ayla beraber düşünmek gerekir. Bu özelliği, Ramazan ayını toplumun eğitiminde ve insan ilişkilerinin geliştirilmesinde eşsiz bir fırsat kılar. Müslüman toplumların dışında hiçbir toplumda, zengin-fakir, genç-ihtiyar, alim-cahil herkesin, her yıl bir ay süre ile yan yana, omuz omuza, gönül gönüle toplanıp birleştiği böyle bir çatı var mı?
   Bu öyle mukaddes bir çatı ki,s insanların milletine, dindaşlarına sadakat bağlarını güçlendirir. O bir ay boyunca ve sonrasındaki bayramda yüzlerde samimi tebessümlerin ışıltısı vardır. Varlıklı olanlar muhtaçlara kol-kanat germiştir, İlgiler göstermelik değil hakikidir. Hırs ve kıskançlıklar yumuşamış, yerini karşılıklı anlayış almıştır.  Kin, haset, bencillik gibi manevi hastalıklar azalmış ve nice hayırlı sonuçlar elde edilmiştir.
   İşte ramazan ayı, imanımızdan kaynaklanan insan sevgimizin gösterilmesi için böylesine güzel bir fırsattır.
   Bu eşsiz ayda mümin bir kulun şu muhasebeyi yapması gerekir: Acaba gereği gibi yaşıyor muyum? Geçen onbir ayımı nasıl geçirdim? Beni yoktan var eden, türlü nimetler bahşeden Yüce Rabbim’in huzuruna yüz akıyla çıkmaya hazır mıyım? Gelecek yıl için ne gibi programım var? Kendi kendime ve Cenab-ı Hakk’a hangi iyi işleri yapmak ve hangi kötü davranışlarından kurtulmak için söz verebiliyor, sorumluluk üstlenebiliyorum?
   Böyle bir muhasebe ve denetimin ardından, bu rahmet ve bağışlanma ayının çok güzel izler bırakması, yanlışlıkların terkedilip beğenilen alışkanlıkların kazanılmasına vesile olması umulur.
   Günümüz insanı küçük olaylarda büyük mutluluklar arar hale gelmiştir. Halbuki insanoğlu farkında değil ki, hayatında onu mutlu edecek nice güzellikler var. Şu akıp giden zaman içinde sadece ömür değil, büyük mutluluklar vaad eden olaylar da akıp gitmekte.
   Bu bağışlanma ve yenilenme ayı, olağanüstü mutluluk fırsatlarıyla zenginleştirilmiş bir zaman dilimidir. Kutlu Saadet Asrı’nın izlerini, bereketini taşıyan bir zaman dilimi... Rahmetin, mağfiretin alemi kuşattığı bir aylık zaman dilimi...
   Şüphe yok ki geçmişteki ramazanlar daha güzeldi, daha muhteşemdi. Fakat geçmişi bir daha yaşayamayacağımıza göre, bu ramazan bizim ramazanımızdır.
   Öyleyse şimdi geçmişi bütün güzellikleriyle maziye bırakıp, gereken ders ve ibretleri alarak bugüne, idrak edeceğimiz günlere ve özellikle bu mübarek anlara bakma zamanıdır.
   Kulluk vazifelerimiz, bugün ve ömrümüzün yettiği gelecek zamanlarda bizi beklemekte değil mi?
   Ramazan-ı şerifiniz ve bayramınız mübarek olsun.  Allah(cc)’ın selâmı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

0
0
0
Yorum Yaz