09 03 2009

Gerçek Dost

Gerçek dostlarla karşılaşmak, kalbe muhabbet aşısı yapar. Gönüller aşılanır, birbirlerini kuvvetlendirir. Salih insanlara sadece bakmak bile, insana tesir eder. Zahiren bir resme bakmak, o resme bakana hiç tesir etmez mi? Mesela hüzünlü birine devamlı bakan, üzülmez mi? Sevinçli birini gören sevinmez mi ? işte bunun için, nazarı [bakışı] fayda vermeyenin, sözü fayda etmez derler. Bu hayvanlarda bile vardır. Azgın bir deve, uslu develerin yanına konduğu zaman uysallaşıverir. Mesela bir leş, içine karıştığı suyu, havayı bozar.Yiyecekler bozulmaya başladıklarında temizlenip korunmazlar mı? Her canlı da bu varsa, insanda bu beraberlik fazlasıyla vardır. Çünkü insan da dost aramaya müsaitlik fazlasıyla vardır. Çünkü insan dost aramaya müsait yaratılmıştır, insanın dostları, Allah'ın dostları değil mi?Şihâbüddin es-Sühreverdî (k.s) Menzil.Net Devamı

04 03 2009

Zaman

 Bir senenin kıymetini sınıfta kalan bilir!Bir ayın kıymetini erken doğuran kadın bilir!Bir haftanın kıymetini dergi çıkartan bilir!Bir saatin kıymetini sevgilisini uğurlamak üzere peronda oturan bilir!Bir dakikanın kıymetini uçağını kaçıran!Bir saniyenin kıymetini ölümden son anda kurtulan!Bir salisenin kıymetini gümüş madalya alan bilir!İnsanın satın alamayacağı tek şey zamandır. Devamı

02 03 2009

Kaleme Yemin Olsun...

O yazıcı üç çeşit yazı yazdı;Birini o okudu başkaları değil,Birini o da okudu başkaları da,Birini o da okumadı başkaları daŞems-i TebrizîYazanın dahi tekrar okuyamaya cesaret edemediği, yüzleşmenin en doğru vaktini beklediği için yazamadığı veya kendinden başka kimsenin okumasına müsade etmediği yazıları, ifşa ettiği yazılarından daha fazladırBazen kelimeler, kesik kesik İstanbul'un sahile vuran dalgaları gibi vurur içimizin kıyılarına, bazen de bir kuyudan çekilen urgan gibi birbirine düğümlü cümleler halinede takılır boğazımıza Yazdıkça, içimizin kuyularında nçektikçe cümleleri gırtlağımıza birşeyler sürtünür Yazmak da acı çekmenin başka bir şeklidir ama yazı yazabilen için, içinde birikmiş kelimeleri kağıda dökememek daha can yakıcı olduğundan çeresiz kalem ömürlük bir yoldaş ilan edilirGenelde her kelimeyle ayrı bir duygusal, zihinsel bağımız vardır ve en hırçınlarının bile başını okşayarak, koluna girerek mürekkebe bulanmalarına ikna ederiz Severiz hepsini, beklemediğimiz ağızlardan çıkan dikenli olanlarını bile; sınırlı harfelerden sonsuzu zorlama istidadını, imkanını yaratanın hatrına severiz Bazen kelimelerden bir buket derer, yüzlerde tebessümler dokuruz Bazı vakitler anne şefkatinde bir el gibi salıveririz de kağıdın üzerine yazımızı okuyabilen bir yetimin, bir mahsun yüreğin içini okşamasına niyet ederiz Kimi zaman da masaya vurulan bir yumruk gibi kağıda konduruveririz, itirazlarımızı, hazmedemediklerimizi, sessiz birer eylem heyecanıyla Beklenmedik bir anda Lokman hekim gibi kelimeleri ruh değirmeninden geçirip aşıklar için merhamvari yazılar hazırlayanlar da vardırBazen kurak, susuzluktan kırılan ülkelerde bir kuyu açmak gibi yüreklere sondaj vurur cümleler Bazen de kendi serabımızda kayboluruz Üto... Devamı

27 02 2009

İsmailce

Burdayım de ararlarsaDoğru söyle sorarlarsaTabutuna sararlarsa Bayrak senden incinmesin... Devamı

25 02 2009

Özür Diliyorum Senden Ey Hayat

Özür Diliyorum Senden Ey HayatMümkün olsa, her dostumu buraya mutluluk stajına çağırırdım. Yaklaşık bir aydır el bebek gül bebek hazırladığımız Rehabilitasyon Merkezi'nde, hayatın saklı yüzünü, gölgede bekleyen sürprizlerini okuyorum. Burada küçücük sevinçlerin, minicik başarıların ne kadar da büyük olduğunu öğreniyorum. Mutlu olmayı unutanların, hatırlayacağı o kadar mutluluk var ki! Sevinmeyi büyük şeylere bağlayanların keşfedeceği o kadar sahici sevinçler var ki!. Kendimce bir "Engelli Günlüğü" tutmaya karar verdim. Bu günlüğün kahramanlarını, aileleri izin verdiği ölçüde, fotoğraflıyorum da. Tanıyın istiyorum o kalbi büyük kalıbı küçük kahramanları. Bir de onların annelerini, babalarını, utangaç kardeşlerini, mahzun ağabeylerini, eli koynunda ablalarını iyi bilin. Bilin de, çocuklarınız üst başlarını çamurlayarak koşuyorlar diye, koltukların üzerinde zıplıyorlar diye, olmadık ukalalıklar yapıyorlar diye üzülmemeyi öğrenin. Burada, çocuğunun "ilk adım"ı için bir ömür tüketen anne babalar var. Burada, âmâ kızının gözünün içine hasret dolu bakışını yıllardır bekleyenler var. Burada, otistik kardeşinin yarım da olsa bir tebessümünü umutla bekleyen küçücük ablalar var. Down Sendromlu ağabeyinin bin bir zahmetle ağzından çıkardığı sözcüklerle mutlu olmayı öğrenmiş bir ilkokul öğrencisi gördünüz mü? Kardeşinin tekerlekli sandalyeden ayağa kalkamamasına alışmış, erken yaşta olgunlaşmış minik ağabeyler tanıdınız mı siz? Küçük kız kardeşinin de kendi yaşına geldiğinde yürüyemez olacağının kendisinden sır gibi saklandığı kas erimeli ablanın gözlerinin içine... Devamı

18 02 2009

Minik Vaiz

Devamı

17 02 2009

OK GİBİ

Devamı

17 02 2009

Doğan Cüceloğlu' nun eğitimdeki katılımcılarla aralarındaki

Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?Katılımcılardan Biri: Allah'a şükür, hocam, bildiğimiz kadarı ile yok.Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyarinsanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar:Katılımcılardan Biri: Ölüm.Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olantek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundansonra gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Diğer hiç biri insanların tümününbaşına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül birhastalığım olduğunu göstermez mi?Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belliise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır. Şu şekilde devam ederim:Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?Katılımcılardan Biri: HayırCüceloğlu: Şu saniye içinde olma olasılığı var mı?Katılımcılardan Biri: Var.Cüceloğlu: Yarın?Katılımcılardan Biri: Evet.Cüceloğlu: 30 yıl sonra?Katılımcılardan Biri: Olabilir.Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyormusunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle hiçbakmamışlardır. Sözümü sürdürürüm:Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, busabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir?Var mıdır böyle bir garanti?Katılımcılardan Biri: Yoktur hocam.Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz, az sonra telefonumuzun çalmayacağını veevdekilerden birinin az önce öldüğünün ... Devamı

30 01 2009

Suya Girmiş Gibi

MERHABALAR EFENDIM!....AŞKINIZ CEMAL, CEMALİNİZ NUR, NURUNUZ AYN OLSUN !…Uzun bir aradan sonra tekrar siz dostlarla beraber olmanın mutluluğunu yaşıyorum….Gerçekten de çok uzunca bir zamandır gece yolculuğuna çıkamamıştık….Bilirsiniz yazmayı ben bir “yolculuğa” benzetiyorum… Daha ziyade gece yazdığım için de “gece yolculuğu” olarak adlandırıyorum…. Her yazımda da farklı bir haleti ruhiye içerisinde olduğumu belirtmeliyim….Gece boyunca yazarken haleti ruhiyeme uygun bir “parçam” mutlaka vardır….Bu geceki parçam “Dön Gel Birtanem”Sizde de mevcut ise, bu yazıyı fonda bu parça çalarken okumanızı öneririm…Sizi bilmem ama bana şu anda müthiş bir kıvam veriyor….Az önce de söylediğim gibi, yazmaya başlamak, yolculuğa çıkmak gibidir…Bilirsiniz, yolculuğun başlangıcında önce tatlı bir heyecan olur…. Içiniz kıpır kıpır eder... ama mutlusunuzdur…. Yolculuk bir öğrenme ve keşfetme ameliyesidir…. Öyle de olmalıdır… Merak duygunuz üst düzeydedir…. Yolculuk, aynı zamanda yenilenme sürecidir de… Genellikle hoş sürprizlerle doludur….YOLCULUK; ZAHİREN, BEDENİN EVİNDEN UZAKLAŞMASI GİBİ GÖRÜNSE DE, BATINEN EVE DÖNÜŞTÜR…. TIPKI YAZMAK GİBİ…Yolculuk bittiğinde, mutlaka öncesine göre farklı bir insansınızdır….YOLCULUK BİR TEBDİLİ MEKANDIR…. YAZMAK DA ÖYLE….Kimi var yolcuların her biri rıdvanda yaşar.Başka bir yolcu görürsün, nice hicranda yaşar.Kim ki özgürlüğünün kadrini bilmez bir ömür,Hürriyyete hasret çekerek, ben gibi zindanda yaşar.Evet Dostlar !...Bundan sonrası için umuyor ve diliyorum ki, uzun süreli ayrılıklar olmasın artık….Dos... Devamı

30 01 2009

Boykota Devam...

Terörist İsrail’in Filistinli sivil halkı barbarca katletmesi üzerine İslam ülkelerinde başlatılan boykot çağrıları Siyonistlere ciddi bir darbe indirdi. Türkiye’de satışları durma noktasına gelen İsrail menşeli firmalar boykotu delmek için kampanya üstüne kampanya düzenlemeye başladılar. Boykot kampanyasını başlatan Tüketiciler Birliği Başkanı Nazım Kaya da yaptığı açıklamada boykotun daha da yaygınlaşacağını söyledi. Bir yandan dünya genelinde İsrail’in katliamlarına her geçen gün tepkiler artarken, öbür taraftan Siyonist İsrail mallarına yönelik boykot çağrıları artarak devam ediyor. İsrailli meyve ve sebze üreticileri yurt dışına gönderdikleri ürünlerde ciddi bir talep azalması olduğu şikâyetiyle hükümete başvurdu. Türkiye’de ise satışları ciddi manada azalan Siyonist firmaları kampanya üstüne kampanya başlatarak boykotun etkisinden kurtulmaya çalışıyor. ÜRÜNLER DEPOLARDA ÇÜRÜYORİsrail ürünlerine karşı başlatılan boykotlar nedeniyle zor günler geçiren İsrailliler, depoların, alımı iptal edilen ve çürümeye terk edilen mallarla dolu olduğunu söylüyor. Depolarda kalan malları koruyabilmek için soğutma ünitelerine yerleştirmek zorunda kalan Yahudi üreticiler, artan ekonomik zarardan da endişeli. İsrail haber ajansı Ynet’e göre, ciddi anlamda satış düşüşü yaşanan ülkelerin başında Ürdün, İngiltere ve İskandinavya ülkeleri geliyor. Yahudi üreticiler, Gazze saldırılarından önce boykot olmadığını kaydederek, “Her geçen gün daha kötüye gidiyor, her gün boykot çağrısı yapan sesler daha da yükseliyor” diyerek İsrail hükümetinin tedbir almasını istediler.SİYONİSTLER BOYKOTU DELMEK İ&... Devamı

28 01 2009

Yetimâne hüzünler üzerine

Yetimâne hüzünler üzerine  AlıntıAvustralya’dan okuyucumuz: “İşârâtü’l-İ’câz’da müzikle ilgili olarak, ‘Yetimane hüzünleri, nefsânî şehevatı tahrik eden sesler, haramdır’ deniyor. Burada geçen ‘yetimane hüzünler’ ne demektir? Açar mısınız?” Bu kısım Bakara Sûresi’nin yedinci âyetinin tefsiridir. Bakara Sûresi’nin yedinci âyeti meâlen şöyledir: “Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.” 1 Bediüzzaman’a göre, bu âyette anlatılmak istenen şudur: Kalp ve vicdan iman nuru ile yüksek hakikatlere mazhar olduklarında hayat, ışık ve kemâlât kaynağı iken, küfre ve inkâra sapılması durumunda karanlıklı, ıssız ve muzır bir haşarat yuvası olurlar ve hakka ve hakikate karşı kendilerini kilitlerler. Kalbe küfür girmesi durumunda kulağa ait de pek büyük bir nimet kaybedilmiş olur. Öyle ki, zarı iman nuru ile ışıklanan kulak, kâinatın her bir zerratından hal diliyle gelen zikir ve tesbih seslerini işitir ve anlar. Hatta o iman nuru sayesinde rüzgârların güzel ıslıklarını, bulutların yüksek naralarını, denizlerin dalgalarının anlamlı nağmelerini, yağmurun ince şıpırtılarını, kuşların mânâlı civcivelerini, suların derin şırıltılarını ve hakeza her cins varlıkların ulvî tesbihatını ve yüksek zikirlerini işitir ve anlar. Kâinat adeta bir mûsikî dairesi gibi olur. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalplere Rabbanî heyecanla dolu yüksek aşkları vermek suretiyle kalpleri ve ruhları nuranî âlemlere götürür, yüksek zevkl... Devamı

26 01 2009

La / Sonsuzluk Hecesi

BANA BİR İSİM VER, VARLIĞIM OLSUNÖyle bir çığlıkla attı ki kendini Âdem uykusundan, gerçekte çığlık atıp atmadığını bile bilmedi. Ama iki uyku arasında rüyasının bölündüğü gün gibi gerçekti. Ve başına bir şey gelmiş gibiydi.O zamansızlık zamanında, cennet ırmağının kıyısında Âdem onunla göz göze geldi. Kuşları, tüyleri ürkütmekten korkarcasına elini uzattı yavaşça. Parmaklarının ucundan dökülen yaseminleri gösterdi. İçine dolan ses ve ışığa, sevince sarmaşığa, usulca, sen kimsin, dedi. Bildiğini bir kez daha bilmek, kelimesini bir de ondan duymak istedi.Ben kadınım, dedi Havva, ama bu benim sıfatım. Adımı henüz bilmiyorum.Sonra döndü Âdem'e,aklına bir şey gelmişti.Sesi, bengisular gibiydi.Bana, dedi, bir isim ver,varlığım olsun.Durdu, aklından yeni bir şey geçti. Bana, dedi, sen isim ver, varlığım senin olsun.Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.Seni anan beni de ansın. Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.Bir "ile" koy aramıza bizibirbirimize bağlasın. Devamı

26 01 2009

Aynalar Yolu Kesti

AYNALAR YOLUMU KESTİ Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;İşte yakalandık, kelepçelendik!Çıktınız umulmaz anda karşıma,Başımın tokmağı indi başıma.Suratımda her suç bir ayrı imza,Benmişim kendime en büyük ceza!Ey dipsiz berraklık, ulvî mahkeme!Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!Nur topu günlerin kanına girdim.Kutsî emaneti yedim, bitirdim.Doğmaz güneşlere bağlandı vâde;Dişlerinde, köpek nefsin, irade.Günah, günah, hasad yerinde demet;Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:Gözyaşı döksem, Nuh Tufanına denk?Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.Bakamam, aynada, aynada vicdan;Beni beklemeyin, o bir hevesti;Gelemem, aynalar yolumu kesti.... Devamı

19 01 2009

Mükemmellik sadece Allah'a mahsus. Beşer ise şaşar.

Beşerin de hepsi bir değil. Bazısı bazen şaşar, bazısı daha çok.Şaşmak, yani hata etmek, her şeyi mahveden, telafisi imkansız bir eksiklik değil insan için, insan olmanın bir tabiatı.Fakat normal olmayan, hoş görülemeyecek olan, hatada ısrarlı olmak. Şaşmayı, hataya düşmeyi hal edinmek. Bir elbise gibi giyinmek. Beşer olma durumunu zaaflarına, hatalarına kalkan edinmek.İşte bu durum beşer olmaya yakışan, yaraşan bir hal değil. Zira hatada ısrarla insanlık haysiyeti tehlikeye girer. Kişinin izzeti nefsi yaralanır, şerefi düşer.Oysa insan, şerefli yaratıldı. Ona şerefini Yaradanı verdi. Ona “eşref-i mahlukat” dedi.Bu durumda beşerin en önemli görevi, kendisine bahşedilen bu şerefi korumak değil midir? Öyledir, öyle olmalıdır.Hatalara rağmen “şerefli” kalmak çok mu zor? Değil elbette. Yolu öğretilmiş. Tarihin en başından beri insanlığa rehber kılınmış kutlu elçiler tarafından.Çok kolaymış meğer. Yolun aslı hataya pişman olmak imiş.Pişman olmak sadece insana özgü. O halde çok insanî, tamamen insanî.Önce hataları hata kabul etmek. Yakışmadığını, insanlık şerefiyle uyuşmadığını idrak etmek.Sonra yaptığına pişman olmak.Sonra bir daha yapmamaya karar vermek, azmetmek...Nihayet güzel bir dönüşle dönmek. Doğruya, doğru istikamete... Hep doğruya gitmek, yani dosdoğru olmak...İşte böyle bir pişmanlık, böyle bir dönüş, bu dört adımlık dönüş, kesin bir dönüştür. Makbul bir dönüştür. Bu dönüşün adı “nasuh tövbesi”dir.Böyle bir tövbe her şeyden önce Cenab -ı Mevlâmız'ın bize bir emri: “Ey inananlar, tövbe-i nasuh ile Allah'a dönün...” (Tahrim,Böyle bir tövbe, aynı zamanda o Yüce Elçi'nin bir müjdesi: “Günahlarına tövbe eden kişi, hiç g... Devamı