22 05 2008

Hiç

  Uyan kursağından Yusuf;uyan…Geçmiş bimarım, rahnem uyan…Çığlıksız şaha vuran,düşlerimden nehlendiremediğim…D/ilimde patlıyor narın,yan… Ukba zamanlardan inme az’ında telaşlı ısmarlanırım Yusuf yanıma…Her y/anım bir/az…Her y/anım bir/azar sus kadar…Hoyrat kaderin kederinde kulaçlanırım…Dönüpte yüz döktüğüm kuyularına, sahra yanımla kundaklandım… Ey nur kokulu sevgili…!Eylül çölüne soyundu baskın avazlarım…Az’ınlık yanıma dayatırım, yaşam arası gevelenen mülteci Yusuf savaşımı…Kuyularda leyl esen Yusuf yüzüne açtım pencerelerimi…Zihnimin kursağına aç/ık bırakırım, çekilmiş soluğumu…Kabzeliğine cür’etim içimin şulesinden…Kuyularına yedi-i idam perdedar eyler semm övgüleri…Gözlerin feri kurban ağıtlara…Dönüpde kuyulara bir dem vurdum yüzümü…İmge lal eserim esaretliğime…Leyl-i gecelere kuyu uğultusunda esen terk-i yar Yusuf…Uğultularına Züleyha avazı varırım..Musalla taşına ağır yatar ruhum…Akşam alacasına çengellenir, çarmığa gerilen kangren başım…Dönüpte kalma Yusuf, dönüpte kalma içine bükülen Züleyha alacasında…Söylemlerim paslı pranga dilime…Bakıpta, susupta görme kıble sabahlara açan yediverenlerimin devrilişini…Us’uma sekr’i koyulur göçüm…Leyl_i y/anım;uzak dur keskinliği rahne virajlardan…Kahbe suallerin dinmeyen serzenişlerinde tutuşan hasretler,yazgımın bitim fermanına felç indiriyor…Yakup figanında s/arıyorum…Kuyu diplerinde içimin dokunulmazlına uzlet kılınan devirlerimi…Gittim kaldığım yerlerde an/ımsanarak…Kaldım gittiğin kadar az/ımsanarak…Penceremin nispet-i in’kas yüz’üme Yusuf düşen leyl-i yar…Sus Yusuf b/akışlım sus…Pustum Yakup karanlığına…Züleyha olmak yetmedi özüme, Yakup sardım ben’liğime…Elest meclisinde söz verdim…Yusuf’luğuma astım ruhumu…O vakte kadar susaca... Devamı

22 05 2008

Esmaü'l Hüsna

ALLAH(cc)!Sensin Allah(cc) sanadir kullugumSendedir çarem seninledir varligimSeni arar ruhum seni anar kalbimBaskasina degil sana muhtacimBaskasini degil seni çagiririmBaskasi yaratilmistir sen yaradansinBaskasi devamsizdir sen daimsin ve daim eyleyensinBaskalari muhtaçtir sen ihtiyaçsizsin ihtiyaçlari görensinBaska ilah yok sen Allah(cc)'sinSen ki esi benzeri olmayansinSen ki bütün eksiksiz sifatlarin sahibisinCemaline çevir yüzümü baskasina ragbet ettirme kalbimiYa Rahman!Sen öyle rahmet edersin ki rahmetinin bir cilvesi cennetim olurRahmetinden bir parilti sonsuz mutlulugumdurRahmetinin bir damlasi herkesin rizkina kefil olurSu çorak gönlüme merhametini indirSu fani ömrümü sonsuzluga eristirYa Rahim!öylesine rahimsin ki kulagini sözüme muhatap eylersinAklima vahyinle tenezzül edersinöylesine Rahimsin ki istendiginde zaten verirsinIstenmediginde de lütfedersinöylesine Rahimsin ki hak edene hepten verirsinHak etmeyene bile çok bahsedersinöyle Rahimsin ki dünyayi bu kadar güzel eylersinAhireti ondan daha güzel eylersinYa Rabbi! Korkudan emin eyle beniYüzünden azad eyle kalbimiAtesten uzak eyle beniHicrana düsürme kalbimiRahmetinin rahmine al beniMerhametinin kucagina al kalbimiYa Melik!Kimsenin kimseye fayda vermedigi gün hüküm seninGökler yarilirken sahibim sensinYildizlar dagilirken sahibim sensinVarligim bana ait degil varim yogum seninElimde olanlar benim degil sahiplendiklerim de seninYokluga düsürme beni an seninDarlik verme kalbime mekan seninYa Kuddüs!Sensin kuddüs kutsiyet sendendir bundan öte laf olmazSen dilemezsen hiçbir sey pak sayilmazGönlüm sana yönelmedikçe saf olmazKanimi her nefeste temizledigin gibi nefsimi arindir pak eyleTemizlenenlere muhabbet edersin gönlümü muhabbetinle temizleYa Selam!Sensin selam sendendir selamEmrini dinler ates ki Ibrahim(as) için serin ve selametli olurIbrahim(as) gibi dostluguna kabul eyle beniIbrahim(as) gibi atesi gül eyle tenimeGül gibi atesten çiçekler açtir ruhumdaSelamini sebnem gibi dokundur kalbimeYa Mümin!S... Devamı

22 05 2008

Dileğim...

DİLEĞİM Devamı

13 05 2008

Hiç Düşündünüz Mü?

Siz hiç dış dünyayla irtibat kuramayan, iç dünyasında yalnızlık oyunu oynayan birini gördünüz mü? Siz hiç oturma çağını ya da yürüme çağını geçtiği halde oturamayan, yürüyemeyen birini gördünüz mü? Siz hiç konuşamayan, derdini anlatamadığı için alay konusu olan birini gördünüz mü? Siz hiç göremediği için karanlık bir dünyada yaşayan, alay edilen hatta taciz edilen birini gördünüz mü? Siz hiç yaşıtlarının anladığını anlayamayan, onlardan daha geç anladığı için bu durumun üzüntüsünü yaşayan birini gördünüz mü? Siz hiç hareketlerini kontrol edemediği için sallanarak yürüyen, ama sağlıklı insanların deli diyerek korkup kaçtığı birini gördünüz mü? Siz hiç en olmadık yerlerde (sokakta-otobüste) sara-epilepsi nöbeti geçirip kaskatı olan, çırpınan, etrafındaki insanları ne yapacaklarını bilemez hale getiren birini gördünüz mü? Bu saydıklarımdan birini ya da birkaçını mutlaka görmüşsünüzdür. Şimdiye kadar görmediyseniz, dışarı çıktığınızda etrafınıza dikkatle baktığınızda mutlaka görürsünüz. Şimdi bir dakikanızı bana ayırmanızı istiyorum. Sadece bir dakikanızı. Kapatın gözlerinizi ve bu insanlar gibi bir engeliniz olduğunu düşünün. Yürüme engelinizin olduğunu düşünün. Yürüyemiyor, koşamıyor hatta kendi işlerinizi bile yapamıyorsunuz. Yani, hep birilerinin yardımına ihtiyacınız var. Konuşamadığınızı ve duyamadığınızı düşünün. Bir şeyler söylemek istiyorsunuz olmuyor, sesiniz çıkmıyor. Birileri size bir şeyler söylüyor ama duyamıyorsunuz. Duyamadığınızı da söyleyemiyorsunuz. Karşınızdaki yanlış anlıyor, size kızıyor. Üzülüyorsunuz ama elinizden bir şey gelmiyor. Göremediğinizi düşünün. Hazır gözleriniz kapalıyken, biraz deneme yapın. Bir şeyler yapmaya çalışın gözleriniz kapalıyken, etrafınızdaki nesnelere çarpmamaya çalışarak. Karanlığın, insana güvensizlik verdiğini hissedin. Her an, başınıza gelebilecek tehlikeleri göremediğinizi düşünün. Sonra görme engelli insanların bu korkuları, bu duyguları hayatları boyunca hissederek yaşadıklarını düşünün. Ya da fiziksel olarak sağlı... Devamı

07 05 2008

YOKLUĞUMUN RESMİ

YOKLUĞUMUN RESMİ Attığım her adım benden uzaktaBastığım her yerde yokmuşum meğerÇırpınırken ben denilen tuzaktaBen bana saplanan okmuşum meğerAklım kumsal iken ben toz paresiÇıktıkça yükseğe alçalır oldumDüşündüm derdimin nedir çaresiSusarak konuşmak sonunda buldumEsrarlı vuslata bir adım kalaHasretin vecdiyle ben kement attımYürekte boğulmak ne güzel belaBattıkça kurtuldum çıktıkça battımGörülmez cevheri buldum diyerekKörlüğü kör ettim deli bir taşlaBilmeyi bilmeden bildim diyerekBoşluğu doldurdum dolu bir boşlaNasılların sebebini sorarkenSualini cevapladım niçindeÇokluğunda yokluğunu ararkenYalnız kaldım yığınların içindeSatır satır böldü beni hecelerHer kırkımı kırka yardım savuştumBoşluğumu kucakladı gecelerSessizlikte gürültüyle boğuştumVarda yoku haykırırken her sedaAklın ki aklımı başımdan aldıO’na gidiyorum bana elveda Sonsuz olan sona bir nefes kaldıUğur IŞILAK Devamı

18 04 2008

Ölüm üzerine

Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı... Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir metod vardı içinde.. Deniyordu ki; "arada bir, çok bunaldığınızda,hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün"... Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım... Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye bekliyordum... Ama " kendi ölümümüzü ve cenazemizi " düşünmemiz tavsiye ediliyordu... Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını düşündüm o an...Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim...Özellikle insanların sizin için neler söyleyeceklerini, onlar için ne ifade ettiğinizi hissetmeye çalışın... Diyordu ki; " bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi, dünyayı terkettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi sevenler için öneminizi anlayacaksınız... O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat denen kredinizin bittiğini ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün... Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini hissedin...Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç çaresizliğini yaşayın... Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun tüm ruhunuz... Orada, o musalla taşında düşünün kendinizi... Seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini... Akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal edin...Kitaba devam etmeden bıraktım kenara ve gözlerimi kapatıp aynen düşünmeye başladım... Eşimi, oğlumu, annemi, babamı, kardeşlerimi ve diğer tüm çevremi oturttum tek tek kendi cenaze törenimdeki yerlerine... Birer birer yerleştirdim tabutumun çevresine hepsini... Hayatımda çok nadir bu kadar canım yanmıştı... Görüyordum işte "babaaaa..." diye ağlayan biricik oğlumu... Eşim kucağında "ağlayan emanetimle" ayakta durmaya çalışıyordu per perişan... Koca çınar babacığım, belli belirsiz dualar okuyordu,o gözümden hala gitmeyen vakur duruşuyla... Annem, ciğerin... Devamı

13 03 2008

BaHaRla Yeniden Diriliş

Birinci cemre havaya! İkinci cemre suya! Üçüncü cemre toprağa! İşte tabiat yeniden uyanıyor... İlk cemre ile hava ısınmaya başlıyor. Ilgıt ılgıt esen rüzgar yüzünü okşarken, bir şeylerin değişmekte olduğunu hissediyor insan. Aylardır değdiği yeri ısıran, örseleyen o rüzgar gitmiş, yerine ılık, saçlarda gezinen anne eli gibi bir rüzgar gelmiş. İnsanın tenini değil, ruhunu da okşuyor. Aylardır erimeyen buzlar erimekte, kıyıda köşede, duvar diplerinde çöreklenmiş kar yığınları suya dönüşmekte... Bu değişmeler boş değil. Bir şeylere işaret. Öyle olmalı, çünkü bunlar ciddi değişmeler. Evet, mevsim değişiyor. Kışın o katı, o sert havası, yerini ilkbaharın yumuşacık, ılık havasına bırakıyor. Cenab-ı Mevlâmız'ın bir hikmeti daha tecelli ediyor... İkinci cemre ile sular ısınmaya başlıyor. Sular önemli. Su demek hayat demek. Su demek canlılık demek. “Biz canlı olan her şeyi sudan yarattık.” (Nur, 45) Yeryüzünün dörtte üçü sularla kaplı. Sadece bu kadar mı? İnsan vücudunun da dörtte üçü sudan oluşuyor. İnsan bu, onun yapısı kainatın yapısıyla orantılı. Çünkü o zübde-i kainat, kainatın özeti, küçük modeli. Üçüncü cemre ile toprak ısınıyor. İnsanın aslı olan o toprak... O günlerde takvim yaprağına baktığınızda, “ağaca su yürüdü” yazısı ile irkiliyorsunuz. “Ağaca su yürüdü” ifadesi, ne güzel!.. Aylardır kuru, kupkuru kalan ağaçların bedenine, artık topraktan su yürüyor, can yürüyor. Yeniden canlanıyorlar. Hayata yeniden dönüyorlar... Artık toprak nemleniyor, kabarıyor, çatlıyor. Binbir çeşit bitki uç veriyor, hayata gülümseyerek merhaba diyor. Yavaş yavaş, sükunetle, sabırla büyüyor, kalınlaşıyor. Çiçeğini, başağını, meyvesini sunmak üzere. Onun görevi o... Her yer yemyeşildir şimdi. Arada gelin yüzlü papatyalar, nazlı menekşeler, baygın zambaklar. Bu bir bayram, bir coşku, bir ziyafet... Sahi, o cansız, o kupkuru, o ölü tabiat nasıl canlandı birden? Ne oldu? Her şey birden nasıl değişti? Hava değişti. Su değişti. Toprak değişti. Çocuklar, ... Devamı

13 03 2008

Kalp zikirle gafletten uyanirTasavvufta, iman ettikten sonra Allahu Tealâ’nın azametini bilerek marifete, marifetten muhabbete, muhabbetten de Allah’ın dostluk ve yakınlığına ulaşılır.Bunun için, kalbin Allah’tan gayrısından tasfiye ve nefsin kötü huylarından temizlenip terbiye edilmesi gerekir. Bu gayenin gerçekleşmesi için yapılması gerekenlerin başında zikretmek gelir. Zikir, sözlük anlamıyla, bir şeyi hatırlamak, hatırda tutmak, unutmamak demektir. Zikrullah ise Allah’ı unutmamak, her an hatırlamak anlamına geliyor.Tasavvufta da, düzenli olarak vird edinilen zikirle Allahu Tealâ’nın ismi her gün tekrarlanarak kalbin gafletten kurtulmasına çalışılır. çünkü zikir, nefse tesir ederek kulun Cenab- Hakk’a ulaşmasını sağlar. Allah’ın azametini kalpte duymaya yol açar, Allah’a dostluk ve yakınlık meydana getirir.Allah’ı unutmamak için zikirle meşgul olmak gerekir. Zira Allah yolunda olanlar, zikrederek dünyaya kalben bağlılıklarından kurtulup, muhabbetle Rabb’lerine yönelirler. Zikrederek, Allah’ı unutmaya sebep olan tüm sevgileri bırakır, iman, marifet ve muhabbetle Allah’ı hatırlamanın hazzını, lezzetini yaşarlar.Allahu Tealâ: "Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur.” (Rad, 38) buyurmuştur. Yani, kalp öyle yaratlmtr ki, bütün dertlerinden, sıkıntılarından kurtulması, huzura, rahata ermesi ancak Allah’ın zikriyledir. Ebedi saadete ermesi Allah’ın zikrine devam etmesine bağlıdır.Sahabe-i Kiram: "Amellerin en faziletlisi nedir ya Rasulallah?” diye sorduğunda Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in cevabı da, "Allahu Tealâ’yı zikretmek” (Tirmizî, ibnu Mace) olmuştur. Aziz Mahmud Hüdayi k.s. zikrin faziletini anlattığı şiirinde şunları söylüyor:Dilden kederler dur (uzak) olurMahzun olan mesrur (sevinçli) olurZulmet (karanlık) Hüdayi nur olurEnvar-ı zikrullah ile.isterse ger (eğer) kalbin safaZikreyle Hakk’ı daimaBimar (hasta) olan bulur safaT... Devamı

06 03 2008

KALP-ZİKİR-RABITA

KALP-ZİKİR-RABITA in Muhammed El Konyevi KALBİN MANASI Kalp; göğsün sol tarafında sol memenin altına doğru yerleştirilmiş olan bir et parçasıdır. Bu kalb insanlarda ve hayvanlarda bulunmaktadır. Fakat bizim burada anlatacağımız kalb, latife-i rabbaniye-i ruhaniye olan kalbdir. İşte insanın hakikati bu latif olan kalbdir. Anlayan, bilen ve arif olan kalbdir.İnsan bu kalbi hastalıklardan temizleyebilir ve onu ıslah ederse, cennetin yoluna girmiş olur."Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir Hadis-i Şeriflerinde buyuruyor ki;"İnsanda bir et parçası vardır, o ıslah oldumu bütün vücud ıslah olur. O fesada uğradımı bütün vücud fesada uğrar."İnsan, kalbinin ıslah olmasına ve samimi olmasına göre Allah'u Zülcelal'e yaklaşır veya ondan uzaklaşır. Eğer Allah'u Zülcelal'in rızasına meraklı olur ve samimi bir kalple O'nun emir ve nehiylerinin üzerinde titrerse, ebed'ül ebed hiç bitmeyecek olan ve hiçbir kimsenin hayal dahi edemeyeceği sayısız nimetlerin mükafat olarak verildiği cennetin yoluna girmiş olur.Bunun aksine davranarak, Allah'u Zülcelal'in emir ve nehiylerini bir tarafa atıp, nefsinin arzu ve isteklerinin peşinde koşarsa;"Gerçek şudur ki; gözler kör olmaz. Ancak göğüslerdeki kalbler kör olur" (Hacc; 46)Böyle bir kalp ile de dünyadan ayrılan kimsenin varacağı yer -neuzubillah- cehennem ateşidir.Kalb, Allah'u Zülcelal'e ulaşabilmenin ve O'nun rızasını kazanabilmenin en büyük vasıtasıdır. İnsan kalbini bir tabak gibi Allah'u Zülcelal'in önüne açıp, samimi bir şekilde, ondan kendi rızasına giden bu yolda yardım istemelidir. Aksi takdirde sanki hiçbirşey yokmuş gibi davranıp, kalbini zahiri ve manevi hastalıklardan temizlemeyip, Allah'u Zülcelal'in razı olduğu şahıslara mükafat olarak vereceği cennetin yolundan sapan kimse çok büyük bir ziyan ve hüsranın içine düşer.Ama kendi zayıflığını bilip, Allah'u Zülcelal'den yardım isteyen kimse, daima kurtuluşuna sebep olacak esbablara (sebeplere) sarılır... Devamı

12 02 2008

Beşer şaşar ama!!!

Mükemmellik sadece Allah'a mahsus. Beşer ise şaşar.        Beşerin de hepsi bir değil. Bazısı bazen şaşar, bazısı daha çok.   Şaşmak, yani hata etmek, her şeyi mahveden, telafisi imkansız bir   eksiklik değil insan için, insan olmanın bir tabiatı. Fakat normal olmayan, hoş görülemeyecek olan, hatada ısrarlı olmak. Şaşmayı, hataya düşmeyi hal edinmek. Bir elbise gibi giyinmek. Beşer   olma durumunu zaaflarına, hatalarına kalkan edinmek. İşte bu durum beşer olmaya yakışan, yaraşan bir hal değil. Zira hatada ısrarla insanlık haysiyeti tehlikeye girer. Kişinin izzeti nefsi yaralanır, şerefi düşer. Oysa insan, şerefli yaratıldı. Ona şerefini Yaradanı verdi. Ona “eşref-i mahlukat” dedi. Bu durumda beşerin en önemli görevi, kendisine bahşedilen bu şerefi korumak değil midir? Öyledir, öyle olmalıdır. Hatalara rağmen “şerefli” kalmak çok mu zor? Değil elbette. Yolu öğretilmiş. Tarihin en başından beri insanlığa rehber kılınmış kutlu elçiler tarafından. Çok kolaymış meğer. Yolun aslı hataya pişman olmak imiş. Pişmann olmak sadece insana özgü. O halde çok insanî, tamamen insanî. Önce hataları hata kabul etmek. Yakışmadığını, insanlık şerefiyle uyuşmadığını idrak etmek. Sonra yaptığına pişman olmak. Sonra bir daha yapmamaya karar vermek, azmetmek... Nihayet güzel bir dönüşle dönmek. Doğruya, doğru istikamete... Hep doğruya gitmek, yani dosdoğru olmak... İşte böyle bir pişmanlık, böyle bir dönüş, bu dört adımlık dönüş, kesin bir dönüştür. Makbul bir dönüştür. Bu dönüşün adı “nasuh tövbesi”dir. Böyle bir tövbe her şeyden önce Cenab -ı Mevlâmız'ın bize bir emri: “Ey inananlar, tövbe-i nasuh ile Allah'a dönün...” (Tahrim,8 ) Böyle bir tövbe, aynı zamanda o Yüce Elçi'nin bir müjdesi: “Günahlarına tövbe eden kişi, hiç günah işlememiş gibidir.” Evet işin sırrı pişmanlıkla tövbe imiş. Meğer ne güzelmiş kalbin derinliklerinden kopup gelen şu sözler: “Ya Rabbi be... Devamı

28 01 2008

NİYET!

Niyet -Yaptığınız her işte niyetiniz Allah rızası için olsun. Niyet çok önemlidir. Ne iş yaparsanız yapın önce niyetinizi kontrol edin-Siz niyetinizi güzel yapın. Her işiniz güzel olur. Kulun güzel niyetini bilsin yeter.-Niyet sağlam olursa, hem dünyayı kazandırır, hem ahireti kazandırır.-Hedef niyettir niyet olmayınca hedef olmaz.-Peygamber (A.S.) bir hadisi şeriflerinde “Dünya ve içindekiler melundur, Allah lanet etmiştir. Allah rızası için yapılan işler bunun dışındadır.” Bunun için, niyet çok mühimdir. Niyet sağlam olursa, hem dünyayı kazandırır, hem ahireti kazandırır.Gavs (K.S.A.) bu hadise binaen sabah kalktığında elbiseyi giyerken, abdest alırken işe gitmeden önce; “Ya Rabbi sizin için çalışıyoruz, siz Rezzak-ı mutlaksınız, çalışmasak da rızkımızı verirsin. Sen çalışmayı vacip kılmışsın. Ailem için çoluk çocuğum içi çalışmayı vacip kılmışsın, bu vacip görevimi yerine getirmek için çalışıyorum.” böyle niyet etse akşama kadar camide ibadet etmiş, vaktini secdede geçirmiş gibi sevap alır.-Ne iş yaparsanız, yapın niyetinizde Allah (c.c) rızası olsun kalbinize Allah rızasını yerleştirin, yaptığınız her işte bu olsun halim olun, yumuşak olun, tavazu sahibi olun sizleri tenkit edenlerin ellerinden öpün, onları almaya çalışın size gelenlerin anlatıklarını karşı tarafı dinlemeden hüküm vermeyın hakkaniyet, sahibi olun, dinleyin kızmayın üstünlük taslanmayın, her iki tarafı dinleyin öyle karar verin.-Kalbin ... tek bir hedefe kilitlemek ve her işte Yüce Allah'ın rızasını niyet etmektir.-Nice insanlar vardır ki, devamlı evliyanın yanında bulunur; fakat niyeti Allah rızası değildir. O kimse evliyadan çok uzaktır. Bazı insanlar ise bedeniyle evliyadan çok uzakta bulunur, fakat kalbi Allah rızasına aşıktır, ihlâs üzere yaşar. Veliler o kimseyi tanır ve severler. Halbuki o kimse evliyayı hiç görmemiştir.... Devamı

01 01 2008

Bıraktın bizleri Ağlattın Seydam...

SEYDA (K.S) HAZRETLERİ'NİN ARDINDANSeyda Hazretleri Gökçeada'da geçirdiği sürgün hayatında zaman zaman romatizma ağrıları için girdikleri kuma bakarak; "Medine'nin kumları" demesi Allah Resulü'nün, Mekke'den Medine'ye göçünü özetleyen söz oluyor. Hem de Seyda Hazretlerinin Peygamberimiz'e yürekten bağlılığını ortaya koyuyordu.Başbakan Özal zamanında özel gayretleriyle Seyda Hazretleri'nin ferdi hastalıklarının muayenesi için Ankara Gülhane Hastanesi'nde tedavisi gerçekleştirilir. Doktorlar, Ankara'da ikamet edilmesine dair heyet raporu verince de Gökçeada'dan tekrar yeni bir hicret daha vuku bulur.Evren'in anılarından da anlaşıldığı gibi, Özal, Kenan Evren'den Seyda Hz.'lerinin sürgün cezasının kaldırılmasını ister. Evren, 'Midem Bulandı' diyor. Turgut Özal bu durumu şöyle değerlendirir:"-O dönemde birçok kişi yargılanmadan cezalandırılıyordu, adı geçen zat da onlardan biriydi. Gökçeada'da mecburi ikamete tabi tutulmuştu, hem de hiçbir sorgulama geçirmeden."Gökçeada, Ankara derken dönüş Menzil'e... Dönüşleri de bir bambaşka. Hasretlik öyle yüreğine işlemiş ki ilk iş, Gavs Hazretleri'nin merkadını ziyaret, şükür namazı ve ardından Mevlud...Hicret dönüşünden sonraki yıllar irşad halkası daha da genişler.Gökçeada ve Ankara dönüşünden sonra irşad dairesi daha da genişleyerek fetih yıllarını andıran günlere geçiliyordu. Medeniyetin zirveye çıkmasından rahatsızlık duyan birtakım mahfiller harekete geçerek ziyaret etmek için Menzil'e gelen sofilerin arasına birini sızdırarak el öpme anında zehirli iğneyi eline saplattırdılar. Bayram kalabalığından istifade ederek bu olayı işleyen kişiyi Seyda Hazretleri affeder. Allah dostlarının hayatlarında kızmak denilen hadise olmaz. O'da tıpkı Resulullah (S.A.V.)'ın Haydar fethinin müteakibinde bir ziyafet sofrasında sunulan zehirli eti birazcık ısırması gibi hadisenin ardından affettiği benzer durumu, 20.nci asrın sonlarında bir başka değişik biçi... Devamı

29 11 2007

Haydi Hazırmısınız???

Hadi hazır mısınız...? Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru. kapatın gözlerinizi.. aydınlığınız gönlünüzdeki O'na olan sevginiz olsun.. göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız.. Işte dost nedir bilmek mi istersiniz.. menfaatsiz.. korkunuz olmayacak.. acaba demiceksiniz.. acaba ben onu sevsem o da beni sever mi korkunuz olmıcak yüreğinizde çünkü O vaat ediyor.. severseniz severim.. ne güzel değil mi sevginize karşılık bulmak.. sevginizin karşılıksız kalmıcanı bilmek.. şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta.. onca sevgiliye bir çare bir derman.. yürek yakmayan.. yüreğe serinlik veren bir dost.. vedud olan bir dost.. rahman olan bir dost.. rahim olan bir dost.. gafur olan bir dost.. sözünde sadık olan bir dost.. surete değil sirete bakan bir dost.. Dost.. dost.. dost.. diye inleyene Gel.. gel.. gel.. diye nida eden bir dost.. Ben seni sevdim diyene gel kulumsun diyen bir dost.. suretimle.. maddemle değil.. yüreğimle acziyetimle geldim diyene rahmetinle.. şefkatimle.. inayetimle karşılandın diyen bir dost..Haydi yandıysa yüreğiniz.. yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi.. sevginiz hep sevgisiz kaldıysa.. yüreğinize değer verilmediyse.. artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanızserin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru. kapatın gözlerinizi.. aydınlığınız gönlünüzdeki O''göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız.. O dost ise yürekte serinlik var O dost ise yürekte huzur var O dost ise yürekte coşku var O dost ise yürekte yürek var... Ve O.. eğer O sevgili ise aşık olunan ise.. İşte o zaman yürekte olana tarif yok.. İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok.. İşte o zaman yürekte olanı söylicek dil yok.. İşte o zaman O var.. ve O var ise.. Haydi artık sözler sükut etsin.. bırakın yürekleriniz konuşsun.. Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun.. göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun.. yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun.. sevgilinin size nasıl ... Devamı

29 11 2007

KÜÇÜK GÜNAH HEP KÜÇÜK MÜ KALIR? Mehmet Ildırar

KÜÇÜK GÜNAH HEP KÜÇÜK MÜ KALIR?  Tevbede sebat etmedikçe ve günahları terk etmedikçe ilâhi yardımı ummak doğru olmaz. Allah’ın rahmet, bereket ve inayeti sonsuzdur ama hesabı ve azabı da şiddetlidir.Kâmil bir tevbe için büyük günahları terketmek lazım geldiği gibi, küçük günahları da terk etmelidir ve günahların hem zahirde hem de bâtında terki gerekir. Hırs, haset, kötü zan, Ümmet-i Muhammed’e karşı kin ve nefret gibi içten işlenen günahları, dıştan işlenen günahlar gibi terk etmedikçe insan günahtan kurtulmuş olamaz.Allah Tealâ: “Eğer siz, yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi üstün, seçkin bir yere koyarız.” (Nisa, 31) buyuruyor. İbn Hacer Heytemî k.s. Hazretleri, “Büyük Günahlar” isimli iki ciltlik eserinde dört yüz küsur günah-ı kebairi bildirmiş, hükümlerini arzetmiştir. Küçük günahlar da küçük diyerek fütursuzca işlenirse, büyük günahların vebali içine düşülür.Rasululah s.a.v. Efendimiz, ashabıyla (Allah onlardan razı olsun) bir vadiye geldi. Ashabına odun toplamalarını söyledi. Oysa görünürde odun yoktu. Ashap, çalı-çırpı dışında çevrede odun göremediklerini söylediler. Rasulullah s.a.v.: “Ele geçirdiklerinizi küçük görmeyin, bir kimse üst üste bir şeyler bulup biriktirirken bunların büyüyüp gittiğini görür.” buyurduktan sonra şöyle devam etti: “Hayır ve şer cinsi küçük şeyleri de böyle görmelisiniz. Küçük günah küçük günaha, büyük günah büyük günaha katılır. Hayır hayıra, şer de şerre katılıp, bunlar bir araya geldiği zaman büyür, gider. Tek başına olduğu gibi küçük kalmaz.”Şu halde bu çok önemli bir emr-i rabbanîdir. Onun için İki Cihan Serveri s.a.v. buyurmuştur ki: “Mümin bir kul, işlediği günahı üzerine yıkılacak bir dağ gibi görür, münafık ise bir sinek gibi görür. Günahın küçüklüğüne büyüklüğüne bakmayıp, kime karşı işlendiğine bakmak lazım gelir.”Eğer işlenen günahın kime karşı işlendiği düşünülmez de herkes anlayışına, dünyadaki y... Devamı

29 11 2007

Meyil ve niyete dair (Mehmet Ildirar)

Meyil ve niyete dair Allah yoliunda muvaffak olmayimisizin sebebi, takdire karismamiz, sabirsiz olusumuzdur. Biz mevlaya itimat etmeyiz, tevekkul etmeyiz, usulune uygun hareket etmeyiz. Sonra da yolda kaliriz.Saadat-i kiramin feyzi hazirdir. Allahin rahmeti hazirdir. Bizde de istidat var. Ama noksan olan sey gayret. Iste tasavvufun maksatlarindan biri de zaten bu gayreti harekete gecirmektir.Evliyaullah, gayretin artmasina vesile olur, usulu ogretir, amelin yolunu acar.Gavs k.s Hazretlerine:- Efendim, biz ameli seviyoruz ama amel edemiyoruz, denildiginde Hz. Gavs-i Kasrevi soyle cevaplamisti:- Hayir; siz ameli degil, kendi nefsinizi, hevanizi seviyorsunuz. Sevdiginiz gercek bir muhabbet degil, mecazidir. Buna meyil denir.Kulun katkisi olmadan kalbe dogan seylere hatir denir. Allahdan, melekten, nefisten veya seytandan gelen hitaplar, kalpde bir meyil olusturur. Biz kalbe gelen bu meyili niyet zannediyoruz. Halbuki bu meyil once iradeden gecer. Eger iradeden gecip kasit halini alirsa, o zaman niyet olur.Bir misal vereyim: ´Benim elime filan vakitte filan para gecerse, ben buraya iki hali alyim´diye dusunuyorm. Hakikaten o para elime gectiginde iki haliyi almaya muhakkak azimli isem, bunun adi niyet olur. Para elime gecer de, hele sonra alirim dersem, iste bu da meyil olur.Biz ameli sevmiyoruz. Nefsimizi seviyoruz. Yani bizdeki muhabbet degil, meyildir. Zira sevgi kalbin sermayesidir. Sevgi de itaati celbeder.Su halde Allahi seviyorum diyen bizler isyan icin isek, bu Allahi sevmek olmaz, meyil olur. Yani sadece Allahi sevmeye ozenmektir. Allahi sevende itaat olur. Itaat hareketi meydana getirir. Hareket bereketi getirir. Nerede Allaha itaat yolunda bir insan gorursen, onda muhabbet ve ilahi bereket vardir. Asik olan mecnun, Leylanin beldesinden gelen kopege kosar. Yani seven sevgilide kusur aramaz Itaatten ayrilmaz, isýana gitmez. Allaha hakkiyla amel edemiyor, Ramazan gelince askla oruc tutamayip, acliktan dolayi uzuntuye kapiliyorsak,; Hac ayi gelince i... Devamı