05 11 2011

Toplumlar ve Kurbağalar



_Zamanın birinde, bir gurup bilim adamı bir deney için bir araya gelmiş..

“miş”diyorum, çünkü olayın doğruluğu kesin değil..ben,bu hikayeyi anlatanın yalancısıyım.

Deneyin amacı hakkında da bilgim yok..yani ne akla hizmet için bu deneyi yaptıklarını bilemiyoruz.

Bu; kimine göre enteresan, kimine göre boş uğraş,kimine göre de psikopatlık sayılacak olan deney şöyle gerçekleşmiş..



Bilim adamları derince bir kazanın içini su doldurup ateşin üzerine yerleştirmişler.

Su ısınmaya başlamış..normal bir elin dayanamayacağı sıcaklığa ulaşınca, canlı bir kurbağayı suyun içine atmışlar..Kurbağacık suyun sıcaklığını ayak uçlarıyla hisseder hissetmez öyle bir zıplamış ki,kaşla göz arasında karşı duvara fırlamış..



Bilim adamları bunu not almışlar,ve suyun sıcaklığını arttırmışlar..

Bu kez su o kadar ısınmış ki;fokur fokur kaynamaya başlamış..

Kurbağayı olduğu yerden alıp,kaynamakta olan suyun içine atmışlar..

Kurbağacık kaynayan suyun buharından irkilmiş,ve henüz suyun sıcaklığı parmaklarına değmeden zıplamak ve kurtulmak için bir hamle yapmış..

Fakat zıplamak için ayağını geriye doğru gerdiğinden dolayı parmağının ucu yanmış..

Öyle bir canı acımış ki;o acıyla bir fırlamış ve kendini tavanda asılı bulmuş..



Bilim adamları bu olanları da not almışlar,ve yeni bir hamle için hazırlık yapmışlar..

Deneyin devamı şöyle gerçekleşmiş;

Kaynayan sıcak suyu dökmüşler ve yerine soğuk su doldurmuşlar..

Kurbağayı tavandan alıp,soğuk suyun içine atmışlar..

Kurbağa soğuk sudan pek bir memnun olmuş..artık ayağının yanıkları geçmiş..ve acı duymuyormuş..

Halinden oldukça memnun bir vaziyette suyun içinde yüzmeye başlamış..bu arada bilim adamları suyun altındaki ateşi çok kısık bir şekilde açmışlar..



Kurbağa bütün yaşadığı can acısını unutmuş,ve o çok korktuğu kazan ona birden çok sevimli görünmeye başlamış..bütün bir ömrünü burada geçirebileceğini düşünüyormuş..

Su hafiften ılık olmaya başlamış,kurbağaya tatlı bir rehavet çökmüş..bacaklarını açıp,şööyyle bir gerinmiş..suyun tatlı ve naif ısısı onun uykusunu getirmiş..gözleri yavaş yavaş kapanmaya başlamış..bir yandan da _acaba uyumasam mı?diye kendi kendiyle konuşuyormuş(saçma olduğunun farkındayım,evet).

Fakat su o kadar naif ve o kadar tatlıymış ki uyumamak mümkün değilmiş..

Kafasındaki tüm düşünceleri bir yana atmış,ve gözlerini kapamış..halinden oldukça memnunmuş..

Bir müddet sonra gözlerini açmış ve etrafına bakmış..her şey normal görünüyormuş..fakat bacaklarını hissedemiyormuş..yüzmeyi denemiş ama olmamış!..çok ilginç doğrusu;doğduğundan beri yüzmeyi biliyordu oysa?..

Kulaç atmayı denemiş,olmamış..bacaklarına baktığında gözlerine inanamamış;bacakları buhar çıkarıyor ve erimiş bir vaziyetteymiş..

O an aklı başına gelmiş,ve suyun kaynamakta olduğunu fark etmiş..



Eskiden olduğu gibi yine şööyyle bir gerinip karşı duvara zıplamayı denemiş,fakat olmamış..

Çünkü zıplayacak bir bedeni kalmamış,gövdesi tamamen yanmış..ve bir çığlık bile atamadan kafası da tüm düşünceleriyle birlikte kaynayan suyun dibine gömülmüş..



Bilim adamları yine bir takım notlar tutmuşlar..bir şeyler karalamışlar,kendilerince bir şeyler çıkarmışlar bu deneyden..fakat ne çıkarmışlar ve bu deneyin bilim dünyasına ne gibi bir katkısı olmuş?bunlar cevapsız sorular..kurbağanın bu hazin sonu da başı gibi göreceli bir sonuç.

Yani;kimine göre yazık oldu,akılsızlığını cezasını çekti oh iyi oldu,kimine göre de zaten saçma sapan bir hikayeydi baştan beri..



Dediğimiz gibi göreceli bir durum.



Bu hikayeyi çocukken dinlemiştim,ve o zamanlar bu bilim adamlarının birer kaçık olduklarını düşünmüştüm..

Zavallı kurbağayı niye öldürmüşlerdi ki?



Bu deneyi zamanın birinde birkaç bilim adamı gerçekleştirmiş veya hayal gücü iyi olan bir zat uydurmuş..bu önemli değil..

Önemli olan daha başka şeyler var. Hem de çok önemli şeyler.



Ve ben bu önemli şeyleri düşünürken hep bu hikâye ile mütalâa ediyorum.



kurbağanın ilk denemede ölmemesi daha önce hiç karşılaşmadığı “sıcak” suya verdiği tepki sayesine olmuştur..

Yani;soğuk suya alışkın vücut sıcağı görür görmez savunma mekanizmasını devreye sokuyor,ve tehlikeden kurtuluyor..



İkinci denemede; vücut,diğer tehlikeden dolayı tecrübeli olduğu için, henüz buharı görür görmez savunma mekanizması devreye giriyor..fakat içinde bulunduğu şartlar diğerinden daha ağır olduğundan yaralanıyor ve “can acısının verdiği güç” ile daha da güçleniyor ve ilkinden daha hızlı ve çevik bir şekilde zıplayıp kurtuluyor..



Üçüncü denemede ise;şartlar değiştiriliyor,ortam değiştiriliyor..

Vücut tehlikeye karşı savunma içindeyken, yeni suya karşı önce tedbirli davranıyor, fakat suyun soğuk oluşu daha önce alışkın olduğu suların aynısı olduğundan, yani “soğuk” olduğundan vücut savunması ortadan kalkıyor..savunmasız kalan vücut, içinde bulunduğu şartlara tamamen adapte olduğundan,suyun ısısındaki değişiklikler ona çok normal geliyor..ve gelecek olan asıl tehlikeyi göremiyor..

Şartların bir sonucu olarak,ılık su rehavete neden oluyor ve uyku hali zuhur ediyor..vücut tamamen savunmasız ve şartların esiri konumunda..öldürücü darbe geldiğinde bunu fark edemiyor,çünkü vücut tüm olanları “normal” olarak algılamıştı,ve bu normalliğin devamı olarak suyun kaynaması sonuç olarak yadırganmıyordu..

Dolayısıyla vücut içinde bulunduğu şartların bir parçası olmuştu ve parçası olduğu şartlara karşı savunma mekanizması çalışmıyordu..



Kısacası; kurbağa içinde bulunduğu hali anlayacak keyfiyette olmadığından dolayı öldü..



Şimdi gelelim asıl hikâyemize(!);

Bizler tarihinde hiçbir zaman esaret altında yaşamamış bir milletin evlatlarıyız.



Tarihimiz yüzlerce kahramanlık hikayeleriyle dolu..tabi bu hikayeler kurbağa hikayesi gibi asılsız olma ihtimali taşımıyor..

En büyüğünden en küçüğüne kadar zulme asla boyun eğmemiş bir milletin evlatlarıyız..Büyük bir imparatorluk geçmişimiz var..

Ve tarihimizin bir çok döneminde işgallere,saldırılara maruz kaldık..haçlı seferleri düzenlendi üzerimize..fakat hiçbir zaman düşmanın çizmeleri altında yaşamadık..

Çünkü bu saldırılar karşısında her zaman hazırlıklı ve bilinçliydik.

Dostumuzu ve düşmanımızı çok iyi tanıyorduk.. Düşmanlarımız; batılı haçlı zihniyet ve Siyonizm’den müteşekkildi.



İmanımız en büyük silahımızdı ve bunu çok iyi biliyorduk.

Düşmanda zamanla bunu öğrendi,göğsümüzdeki imanı söküp almadan muvaffak olamayacağını çok iyi anladı..

Çünkü imanımız tıpkı kurbağa hikâyesindeki gibi bizim savunma mekanizmamızdı..

Sıcak suya(düşman zulmüne) temas eder etmez öyle bir güç haline geliyorduk ki; gerilip(savaşıp) karşı duvara sıçramamız(zafer kazanmamız) kaçınılmazdı…



Bu koruma kalkanı olduğu müddetçe esaret altında yaşamamız söz konusu bile değildi..



Günümüz İslam coğrafyasına baktığımızda ise Müslümanların haçlı zihniyet ve Siyonizm ile arasındaki savaşın korkunç boyutlarda olduğunu görürüz..

İşte Irak,Filistin,Afganistan vs..İslam alemi kan ağlıyor..

Fakat bunlar görünen, zahir zulümlerdir. O yüzden, Onlar için üzülmemize gerek yok aslında..

Çünkü sıcak su direk temas ediyor vücutlarına,ve savunma mekanizmaları sürekli devrede..Genç ,çocuk ,yaşlı hep birden direnişteler..Ve er yada geç zafer inananların ve direnenlerin olacaktır..

Bu çok önemli bir dilemma,yani “Direnmek”,yani “Direnecek pozisyonda olmak”..



Şu an bizler,yani bu ülkede yaşayan Müslümanlar atıl durumdayız,ve orta doğudaki din kardeşlerimizden daha beter bir zulüm altındayız..

Ortam değiştirildi, sıcak su değiştirildi, kazanın altı hafif hafif açıldı.

Velhasılı rehavet çökertildi bedenlere,ılık rüzgarlar estirildi..





Bu gün bizler tarihimizin hiçbir döneminde olmadığımız kadar esir durumdayız.

Topraklarımız işgal altında, sömürülüyoruz. Emperyalizmin pençeleri arasındayız; topraklarımız, neslimiz, dinimiz, kültürümüz soykırıma maruz.

Tarihimizin hiçbir döneminde olmadığı kadar zulüm görüyoruz.

Beyinleri iğdiş edilmiş, ruhları köreltilmiş bir nesiliz!



Velhâsıl; ağlanacak halimiz var ama ağlayacak halimiz yok.



En kötüsü de bu vaziyetten haberimiz yok!

Çünkü ortam o kadar “ılımlı” ki,kazanın altındaki ateşten haberimiz yok..ve sonumuzun kurbağa gibi olacağını düşünemiyoruz..



Çünkü dediğimiz gibi şartlar değişti,artık “Ya şeriat ya ölüm” sloganlarının yerini “ılımlı İslam” sloganları aldı..



Manzarayı umumiye ye baktığımızda her şey güllük gülistanlık görünüyor(gösteriliyor).




Nüfusu 70 milyon küsur, genç ve dinamik bir ülkeyiz.kendi topraklarımızda kendi bayrağımız dalgalanıyor,her sabah kendi milli marşımızı söyleterek gençlerimizi okullarda eğitiyoruz,işsizlik olsa da açlıktan kimsenin öldüğü yok,dini inançlar serbest,namaz kılmak,oruç tutmak,hacca gitmek serbest,evlerde 41 yasin okutmak,ilahi okumak serbest..



Yüzyıllardır yapılamayan yapıldı,Müslümanlar kurbağa keyfiyetinde bir hayata mahkum edildi..



İçinde yüzdükleri suyun zamanla kaynayıp,bedenlerini yok edeceğini anlayamadan ölüp gidecekler..

Tabii buna seyirci kalıp sessizce olanları izlemek hiçbir şuurlu Müslümana yakışmaz..Sonuçta kaynayan suyun içinde hepimiz varız..

Anadolu halkı bu sinsi uykudan ve rehavetten bir an öce uyandırılmalıdır, yoksa korkunç son yaklaşmakta!



Öncelikle içinde yüzdüğümüz suyun gerçekte ne olduğunu anlatmak ve göstermek lazımdır..

İçinde bulunduğumuz “hissizlik hissi”nden bir an önce kurtulmalıyız..

Acı çekmek “İNSAN” a has bir özelliktir ve bu özellik ılımlı İslam projesiyle tamamen ruhlardan sökülüp atılmıştır..



Acı çekmeyi yeniden hatırlamadıkça, yani “İNSAN” olduğumuzu hatırlamadıkça bu rehavetten kurtulmak asla mümkün olmayacaktır.

 

90
0
0
Yorum Yaz